Home Kısa HikayelerElif’in Karari: Bir Kadinin Yuruyen Hikayesi

Elif’in Karari: Bir Kadinin Yuruyen Hikayesi

yazar Ender Çene
Elifin Karari - Kadin sonbahar yapraklari arasinda kararli adimlarla yuruyor

Elif’in Kararı: Bir Kadının Yürüyen Hikayesi

Elif'in Kararı - Kadın sonbahar yaprakları arasında kararlı adımlarla yürüyor

Elif, otuz dört yaşında, iki yıl önce ayrılmış, bir kızı olan, İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yaşayan bir kadındı. Hikâyesi, bir akşam yemeğinde başladı — tam olarak, kızı Deniz’in babasının yemeğe gelmediği bir akşamda.

Daha doğrusu, o akşamda bir şey bitti. Elif’in içinde uzun süredir çatlayan bir şey, nihayet koptu. Kopan şey bir umut değildi; kopan şey, “belki bir gün değişir” düşüncesiydi. Bu düşünce, yıllarca Elif’in omuzlarında taşımak istemediği ama bırakmayı göze alamadığı bir yüktü. Ve o akşam, yük düştü.

Bir Akşam, Bir Boş Tabak

Deniz masayı özenle hazırlamıştı. Üç tabak, üç bardak, üç çatal. Beş yaşındaki parmakları, babasının tabağını en özenli şekilde yerleştirmişti. Çatalın yanına küçük bir peçete koymuştu, “Babam sever” diyerek. Saat yedi oldu, yedi buçuk oldu, sekiz oldu. Telefon çalmadı.

Elif, Deniz’in gözlerine baktı. Orada bir beklenti vardı — beş yaşınkilerin o saf, koşulsuz beklentisi. Ve o anda Elif bir şey anladı: Bu beklentiyi karşılayamayacak olan adam değil, kendisiydi. Deniz’in beklentisini karşılamak için beklemediği birini bekleyen, kendi beklentisini erteleyen, kendi hayatını bir başkasının gelişine göre ayarlayan kendisiydi.

“Anne,” dedi Deniz, küçük bir sesle. “Babam gelmeyecek mi?”

“Hayır, güzelim,” dedi Elif. Sesi titremedi. İlk kez, hayal kırıklığını saklamaya çalışmadı. “Ama biz yemeğimizi yiyeceğiz. İkimiz.”

O akşam, ikisi sofrada oturdu. Üç tabaktan biri boş kaldı. Ve Elif, o boş tabağa bakarken, bir kararın eşiğinde olduğunu hissetti. Henüz karar vermemişti; ama kararın kapısında duruyordu. Karar verememek durumunun sonuna gelmişti.

Bekleme Odası

Elif’in hayatı bir bekleme odasıydı. İlkokulda öğretmenin onayını bekledi, üniversitede ailesinin onayını, iş hayatında yöneticisinin onayını, ilişkide partnerinin onayını. Her bekleme, biraz daha küçülen bir kadın yarattı. Ve her küçülme, biraz daha fazla bekleyen bir kadın.

Bekleme odasının duvarlarında çeşitli sözler asılıydı: “İyi kızlar konuşmaz”, “Kadın sabırlı olmalı”, “Önce aile”, “Zamanla düzelir”. Bu sözler, yıllarca Elif’in zihninde yankılandı. Her yankı, kendi sesini biraz daha bastırdı. Ta ki o akşam, boş tabağa bakarken, son yankının sessizliğe karıştığını hissedene kadar.

Ayrılığın ilk yılında Elif, beklemeyi bırakmaya karar verdi. Ama karar vermek ile kararlı olmak arasındaki mesafe, bazen bir ömür kadar uzun olabilir. Dağılan hayatı toplamak, bazen bir kahve tercihiyle başlar.

İlk Karar

İlk karar küçücüktü. Bir sabah, kahvesini siyah içmeye karar verdi. Yıllardı sütlü kahve içerdi, çünkü eski kocası sütlü içerdi. Kendi tercihinin ne olduğunu unutmuştu. O sabah, siyah kahvenin acılığı dudaklarında bir şok yarattı — ama bir de hoşuna gitti. Acı, gerçekti. Sütlü kahve, başkasının tercihiydi; siyah kahve, onun keşfiydi.

Bu küçük karar, bir domino taşı gibi diğerlerini tetikledi. Mutluluğu erteleme pratiğinin tersine, Elif şimdi yaşamaya başladı. Her küçük karar, bir önceki karardan daha cesur oldu.

Kararların Domino Etkisi

İkinci karar: Deniz’i kayıt ettireceği okulu değiştirdi. Eski okul, eski mahalle, eski komşular — hepsi eski hayata aitti. Yeni okul, yeni bir başlangıç anlamına geliyordu. İlk gün, Elif okul kapısında durdu. Kalbi çarpıyordu. “Yapabilir miyim?” diye sordu kendine. Ve ilk kez, “Evet” dedi. Başkasının onayıyla değil, kendi sesiyle.

Üçüncü karar: İş değişikliği. Yıllardır aynı şirkette, aynı pozisyonda, aynı maaşla çalışıyordu. İstediği bölüm tercüme birimiydi; ama o birimde boşluk olmadığı gerekçesiyle reddedilmişti. Reddedildiği için değil, sormaya cesaret edemediği için. Şimdi, yeni bir şirkette, tam olarak istediği bölümde iş buldu. Başvuru yaparken elleri titriyordu; ama başvurdu.

Elif'in Kararı - Kadın mutfağında mektup okuyor

Geriden Gelen Sesler

Kararlar, yalnız alınmaz. Geriden gelen sesler — annenin “emin misin?”i, arkadaşın “biraz acele etmiyor musun?”u, eski kocanın “bana ihtiyacın var”ı — her kararın arkasından gelir. Elif bu sesleri dinledi, ama artık onlarla aynı yöne yürümüyordu.

“Sen bilirsin,” dedi annesi. Bu cümle, yılların onay vermeme tavrının ince bir koduydu. Aslında “emin değilim ama sesimi çıkarmayacağım” diyordu. Elif bu kez farklı duydu. Eskiden bu cümle onu durdururdu. Şimdi, “Evet, ben bilirim” diyerek yanıt verdi. İçinden, dışından, her yerinden.

“Bana ihtiyacın var,” dedi eski kocası. Bu cümle, bir gerçeklik değil, bir varsayımdı. Elif’in ona ihtiyacı yoktu; Deniz’in ona ihtiyacı vardı. Ve Elif, bu iki ihtiyacı ayırt etmeyi öğrenmişti. Çevrelerde sınır çizemeyen kadının yükü, bazen tek bir cümleye — “bana ihtiyacın var” — sıkışabilir. Ve bu cümleye “hayır” demek, bazen bir kadının alabileceği en cesur kararlardan biridir.

Deniz’in Sorusu

Bir akşam, Deniz yatağa girerken sordu: “Anne, sen mutlu musun?”

Elif bir an durdu. Beş yaşındaki kızı, en büyük soruyu sormuştu. Ve Elif, ilk kez, gerçekten dürüst bir yanıt verdi:

“Evet, güzelim. Seninle birlikteyim ve bu benim için yeterli.”

Daha önceki Elif, bu soruya “Elbette tatlım, her şey çok güzel” derdi. Ama yeni Elif, mutluluğu bir başkasının varlığına bağlamayı bırakmıştı. Mutluluk, başkasının gelmesiyle değil, kendi kararını vermesiyle gelirdi. Tek başına yetebilen kadın olmanın yolu, başkalarının adımlarını beklemekten geçmiyordu.

Yürüyen Kadın

Elif artık beklemiyordu. Yürüyordu. Yürüdüğü yolun sonuna kadar nereye gittiğini bilmiyordu — ama yürümenin kendisi bir karardı. Ve her adım, önceki adımdan daha net, daha sağlam, daha kendi oldu.

Bir sabah, eski bir arkadaşının mesajı geldi: “Nasılsın?”

Elif gülümsedi. Eskiden bu soruya uzun, karmaşık, başkalarının beklentilerine göre şekillenmiş bir yanıt verirdi. Şimdi sadece yazdı:

“Yürüyorum.”

Dört harflik bir cümle. Ama Elif’in hayatındaki en uzun cümleydi. Çünkü yürümek, beklemeyi bırakmak demekti. Karar vermek, ve o kararla birlikte gitmek demekti.

Elif'in Kararı - Kadın açık kapıdan dışarı adım atıyor, altın ışık içeriden

Elif’in Kararları

O günden sonra Elif bir liste tuttu. Kararlar listesi. Her gün bir karar, küçük veya büyük:

  • Gün 1: Siyah kahve içtim. Yıllardır başkasının tercihi olan sütlü kahveyi bıraktım.
  • Gün 2: Deniz’in okulunu değiştirdim. Yeni bir başlangıç için eski mahalleyi bıraktım.
  • Gün 3: İş değiştirdim. Başvuru yaparken elim titredi ama başvurdum.
  • Gün 4: Yeni mahallede bir parka gittim ve tanımadığım bir kadına “günaydın” demekten korkmadım.
  • Gün 5: Annemi aradım ve “bu konuda farklı düşünüyorum” dedim. Sesim titremedi.
  • Gün 6: Kendime bir çiçek aldım. İlk kez. Kimse için değil, benim için.
  • Gün 7: Deniz’le birlikte yemek yaptık. Tarif benim değil, benim seçimim.
  • Gün 8: Bir gün boyunca “evet” demek yerine “düşünmem gerekiyor” dedim. Bu küçük cümle, hayatımın en büyük sınırı oldu.
  • Gün 9: Eski kocamın aramasını yanıtladım ve “şu an konuşmak istemiyorum” dedim. Kapatmak yerine, sınırımı çizdim.
  • Gün 10: Sabah yürüyüşüne çıktım. Kimseyle, sadece kendimle. Yirmi dakika boyunca kendi ayak seslerimi dinledim.

Her karar küçücüktü. Ama her karar, bir önceki günden daha fazla Elif’e aitti. Ve bir noktada, liste tutmayı bıraktı. Çünkü karar vermek artık bir pratik değil, bir kimlikti. Psychology Today‘deki araştırmalar, kararlılığın öğrenilebilir bir beceri olduğunu ve küçük kararların birikerek büyük bir değişim yarattığını gösteriyor. Elif, bunu kendi hayatında deneyimledi.

Bekleme Odasından Çıkmak

Elif bir süre sonra beklediği odanın kapısını fark etti. Kapı açıktı. Her zaman açıktı. Ama Elif, kapının kapalı olduğunu hayal etmişti — çünkü beklemek, bazen gitmekten daha kolaydır. Beklemek, bir karar vermemektir. Ve karar vermemek, aslında bir karardır: Beklemeyi seçmek.

Elif, beklemeyi seçmeyi bıraktı. Ve o kapıdan çıktığında, dışarıda beklediğini düşündüğü şeyin orada olmadığını fark etti. Kimse onu beklemiyordu. Ama bu, kötü bir haber değildi. Çünkü bekleyen kişi, dışarıda değil, içerideydi. Elif, kendini bekliyordu.

Son Söz: Kapı Açık

Belki siz de bir bekleme odasındasınız. Belki de birilerinin gelmesini bekliyorsunuz — onayını, iznini, “evet, yapabilirsin” demesini. Ama Elif’in hikâyesi size şunu hatırlatsın: Beklediğiniz kimse yok. Kapıdan girecek olan kişi, sizsiniz.

Karar verin. Ve yürüyün. Gerisi, yol hikâyesi. Her adım, bekleyişten yürüyüşe geçiştir. Ve her yürüyüş, bir kadının kendi hayatını yaşamasının kanıtıdır.


Benzer Yazılar

Yorumunu Bırakır mısın?